Dergiden Seçmeler

Camiler ve engelliler - Prof. Dr. Ali ERBAŞ
Arapça cem’ kökünden türeyen “toplayan, bir araya getiren” anlamındaki cami kelimesi,
Camiler ve engelliler

Prof. Dr. Ali Erbaş - DİB Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü

Arapça cem’ kökünden türeyen “toplayan, bir araya getiren” anlamındaki cami kelimesi, başlangıçta sadece cuma namazı kılınan büyük mescitler için kullanılan el-mescidü’l-cami’ (cemaati toplayan mescit) tamlamasının kısaltılmış şeklidir. Ancak cami kelimesinin tek başına hicri IV. yüzyılın başlarından itibaren kullanıldığı belirtilmektedir. (bkz., DİA, İslam Ansiklopedisi, c. 7, s. 46.) Müslümanların ibadetlerini yerine getirdikleri mekân karşılığında Kur’an’da, hadislerde ve İslam dünyasında genel olarak “mescit” ismi kullanılmasına rağmen, ülkemizde bu kelime daha ziyade iş hanları, apartman katları, dinlenme tesisleri vb. yerlerde, pek çoğunda cuma namazı kılınmayan küçük ibadethaneler için kullanılmaktadır, Müslümanların ibadetlerini yaptıkları mekânlara oldukça yaygın olarak “cami” ismi verilmektedir.

Cami ile Allah’ın güzel isimlerinden el-Cami kavramlarının taşıdıkları anlamlara bakacak olursak, her iki kullanım arasında oldukça güçlü bir bağın kurulmasının mümkün olduğunu görürüz. Ne demek el-Cami? “Bütün iyilik ve güzellikleri, erdem ve övgüleri zatında toplayan, kâinattaki tüm varlıkları tam bir ahenkle toplayıp düzenleyen, tabiatları zıt olan birçok unsuru birleştiren, insanları birbirlerine sevdirip kalpleri ısındıran” anlamlarına gelir. El-Cami isminin tecellisiyle sıcak-soğuk, ıslak-kuru, büyük-küçük, güzel-çirkin, siyah-beyaz vs. birbirine zıt pek çok unsur iç içe bulunur. İnsanlara ana-baba, karı-koca, evlat, kardeş, akraba, dost, arkadaş vs. bağlılıklar ihsan etmiş, aralarında kalbî yakınlıkların doğmasını ve gönüllerin birleşmesini sağlamıştır. “O, onların kalplerini birleştirdi, yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalplerini (böylesine) ısındıramazdın. Lakin Allah kalplerini kaynaştırdı, O azizdir, hakimdir.” (Enfal, 8/63.) ayeti ile Kur’an bu hususu güçlü bir anlatımla dile getirmektedir.

Cami de böyle değil mi? “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve 'birbirinizi tanımanız ve tanışmanız' için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstününüz, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” (Hucurat, 49/13.) ayetine uygun bir eşitlik ortamının camide zirveye ulaştığı, onun dışında başka hiçbir mekânda böylesine bir manzaranın oluşmadığı bir gerçektir. Zengin-fakir, beyaz tenli-siyah tenli, dili, ırkı, soyu sopu farklı olan, amir-memur, öğretmen-öğrenci, büyük-küçük, yaşlı-genç, engelli-engelsiz yani gören-göremeyen, işiten-işitemeyen, konuşan-konuşamayan, yürüyen-yürüyemeyen vs bütün Müslümanları yan yana getiren, farklılıklarını potasında eriten bir mukaddes mekândır cami. Hepsinin omuz omuza saf tutmaları; protokolun, önceliğin asla söz konusu olmaması, kim önce gelmişse boş bulduğu safa durması, kıyamlarının, kıraatlerinin, rükûlarının, secdelerinin, selamlarının hep aynı olması cami’ isminin taşıdığı anlamı nasıl da güçlü hâle getirmektedir. Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram, Medine-i Münevvere’de ise Mescid-i Nebevi, caminin yerine getirdiği bu önemli fonksiyonu âdeta zirveye taşımaktadır.

Yazımızın başlığına dönelim ve bu kadar önemli hususiyetleri kendisinde toplayan camileri engelliler açısından ele alalım. Engelli, “doğuştan veya sonradan, herhangi bir hastalık veya kaza sonucu, bedensel, zihinsel, ruhsal, sosyal, duyusal ve duygusal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uyamama durumunda olup, korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişi” diye tanımlanır. (Ali Seyyar, Özürlülük Terimleri Sözlüğü (www.sosyalsiyaset.net/documents/ozurluluk_terimleri_sozlugu.htm))

Engeller doğuştan gelebilir veya sonradan geçirilen hastalıklar ya da kazalar sonucu ortaya çıkabilir. Bu sebeple engelliler; vücudun duyusal, işlevsel, zihinsel ve ruhsal farklılıkları öne sürülerek, toplumsal veya idari tutum ve tercihler sonucu hayatın birçok alanında kısıtlama ve engellerle karşılaşabilirler. Karşılaşılan engellerin ortadan kaldırılması ve sağlıklı insanların sahip olduğu tüm haklardan faydalanabilmesi için engellilere yönelik sosyal politikaların temel esasları belirlenmiştir. Pek çok maddenin içerisinde yer aldığı bu esaslardan birisi de şudur:

“Engellilerin sosyal, kültürel, eğitsel, sanatsal, sportif ve dinî etkinliklere eşit katılımının önündeki engeller kaldırılır.”

Burada dinî etkinlikler ifadesine yoğunlaşacak olursak, “engelli ve cami buluşmasını nasıl gerçekleştirebiliriz ve bunun önündeki engelleri nasıl kaldırabiliriz” sorusuna cevap aramamız gerekecektir. Engelsiz Müslümanlar camilerden nasıl ve ne kadar faydalanıyorsa, engelli Müslümanların da aynı şekil ve miktarda bundan faydalanması temel hakları içerisinde yer almaktadır. Bağlamı farklı olmasına rağmen şu ayet-i kerimenin anlamını mümkün olduğunca geniş okumamız gerektiğini düşünüyorum: “Allah’ın mescitlerini içlerinde Allah’ın ismi anılmaktan men eden ve harap olmalarına çalışan kimseden daha zalim kim vardır?...” (Bakara, 2/114.) Burada söz konusu olan pek tabii ki, camilere, mescitlere düşmanlık yaparak onları harap hâle getirmek isteyen kimselerdir. Tefsirlere baktığımızda bunların bazen Hristiyanlar, bazen Yahudiler ve bazen da müşrikler olarak yorumlandığını görüyoruz. Buradaki vurucu nokta, camilere Allah’ın ismini zikretmek için gidenleri engellemenin bir zalimlik olduğu gerçeğidir. Münafıklara, müşriklere, kısacası Müslüman olmayanlara has bazı hasletler zaman zaman Müslümanlara da sirayet edebiliyor. Örneğin, yalan, sözünde durmama, emanete riayet etmeme gibi münafıklık alametleri nasıl bazı Müslümanlara da musallat olabiliyorsa ve nasıl ki Müslümanlar bu nifak alametlerinden uzak durmakla emrolunuyorlarsa, yukarıdaki ayette söz konusu edilen zalimliğin kendilerine musallat olmasından da uzak durmaları gerekmektedir. Bu yüzden geniş kapsamlı bir okuma yapmamız gerekir demiştik yukarıda. Örneğin, bir engelli Müslümanın camiyle buluşmasına engel olma ya da görevi olduğu hâlde onun camiyle buluşması konusunda üzerine düşen vazifeyi yapmama durumu yukarıdaki ayeti kerime bağlamında ele alınmalı ve Müslümanı harekete geçirmelidir. Nitekim Hz. Peygamber herhangi bir engellinin (âmânın) yoluna engel olanları kınamış, onları yoldan saptıranları, kasten yanlış yola yönlendirenleri lanetliler içerisinde değerlendirmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 217, 309, 317.) Bir engelliye kırk adım attırana cennetin vacip olduğu, insanların en hayırlılarının insanlara faydalı olanlar olduğu Allah Rasulü’nün sık sık dile getirdiği hususlardandır. (Feyzu’l-Kadir, 3, 481.)

Hz. Peygamber’in engelli sahabilerine yönelik yaklaşımları bize bu konuda örnek olmaktadır. Abdurrahman b. Avf, Amr b. Cemuh, Amr b. Tufeyl, Bera b. Malik, Habbab b. Eret, İmran b. Hüseyin, Muaykıb b. Ebu Fatıma, Muaz b. Amr, Zahir b. Haram ortopedik engelliler; Abbas b. Abdulmuttalib, Abdullah b. Cahş, Abdullah b. Ebi Evfa, Abdullah İbn Ümmü Mektum, Ebu Kühafe, Harise b. Nu’man, İtban b. Malik, Ka’b b. Malik, Umeyr b. Adiy ise görme engelliler olarak bilinmektedir. (Daha geniş bilgi için bkz., Ali Seyyar, Yıldızlar Engel Tanımaz: Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı, İstanbul 2011.) Hz. Peygamber, engelli sahabilerinin de mescitlerden uzak kalmamaları için gerekli uyarıları yapmıştır. Nitekim Abdullah İbn Ümmi Mektum’un yaşlı ve görme engelli olduğunu ve evinin uzakta olup, kendisi için bir rehber de bulunmadığını söyleyerek mescide gelmemek için Hz. Peygamber’den izin istemesi üzerine o ona: ezan sesini duyuyor musun? diye sormuş, “evet” demesi üzerine Hz. Peygamber: “senin için bir ruhsat bulamıyorum” buyurmuştur. (Ebu Davud, Salat, 46, 1, 374; İbn Mace, Mesacid, 17, I, 260.)

Engellilerin camiye, mescide gelmelerinin fıkhi durumu ile ilgili mezheplerin farklı görüşleri olabilir, ancak yukarıdaki hadisi doğrudan ele alacak olursak, camilerimizin tüm engellilerimize uygun hâle getirilmesi, bu kardeşlerimizin mekânların en mukaddesi camilerden mahrum bırakılmaması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir husustur.

Engelli vatandaşlarımız kendi aralarında elektronik ortamda sohbet ederlerken camilerle ilgili ihtiyaçlarını gündeme taşıyorlar. Örnek olması açısından birkaçını okuyucularla paylaşmakta fayda mülahaza ediyoruz:

- Benim bulunduğum yerdeki bütün camilerde merdiven var, o yüzden camiye gidemiyorum, acaba her yerde böyle mi? Merdiven olmayan cami yok. Diyanet bir düzene koymalı. Ben camiye gidemiyorum bu yüzden.

- Caminin bahçesindeki çimlerin üzerinde kılabilirsin!

- Bu konuya hangi kurum bakıyor abla, ben başvurmak istiyorum.

- Camiler yapılırken engelliler de düşünülse, sadece engelliler değil, yaşlılar da… onun için daha uygun hâle getirilebilir.

- Bizim burada bir cami var, Allah sizi inandırsın engelliler giremesin diye bir cami yaptırsalardı ancak bu kadar engel koyabilirlerdi önümüze…

- Ben ortopedik özürlüyüm, tekerlekli sandalyemle nasıl camiye gidebileceğim…

- Ben yetkililere yazdım arkadaşlar, başka kimler yazdı…

Konuşmalar bu minval üzere devam edip gidiyor. Buradan da anlaşılıyor ki sorun oldukça büyük. Bütün camilerin tüm engelliler için uygun hâle getirilmesi kısa vadede yapılabilecek bir iş değil, ancak en azından her şehirde bir ya da birkaç cami ile başlanabilir. Nitekim Eskişehir Odunpazarı’nda geçtiğimiz mayıs ayında işitme, görme ve ortopedik engelliler için tamamıyla ulaşılabilir ilk cami açıldı. Vaaz ve hutbelerin işaret diliyle işitme engellilere ulaştırılması da bu ve başka birkaç camide sağlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında yapılan işbirliği protokolü gereği engelliler için ulaşılabilir camilerin her şehirde hayata geçirilmesi hedeflenmektedir. Sakarya’da tüm engellilerin camilerden yararlanabilmeleri için “engelliler camii” projesi başlatılmış ve bunun için bir dernek kurulmuştur. Konuyu sürekli gündemde tutarak önemini vatandaşlarımıza anlatırsak, sivil toplum kuruluşları da meseleye sahip çıkacak ve çözüm hızlanacaktır.

Camilerin engellilere sadece fiziksel olarak uygun hâle getirilmesiyle yetinilmemesi, ibadetlerini yapabilmeleri ve din eğitimi konularına ait özel eğitimlerine de önem verilmesi gerekmektedir. Engelli vatandaşlarımızın ibadet ve din eğitimi konusundaki ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için camilerdeki din görevlilerimizin de özel eğitime tabi tutulması, buna yönelik seminer çalışmalarının yapılması önem arzetmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak buna yönelik faaliyetlerimiz yerel imkanlarla az da olsa başlatılmıştır, bu faaliyetler ilgili diğer kurumlardan destek alınarak yaygınlaştırılacaktır, bununla ilgili hazırlık çalışmaları devam etmektedir.


Diyanet Aylık Dergi, Sayı: 262, Ekim 2012

​​​​​​